Posts Tagged ‘zayıflayanların hikayeleri’

zayıflayanların hikayesi- kilo verenlerin başarı öyküleri

zayıflayanların hikayesi- kilo verenlerin başarı öyküleri

Artık ben de zayıflamak istiyorum diyorsanız sizler de aşağıda vediğim kilo verenlerin hikayeleri ve zayıflayanların başarı öykülerinden ilham alabilirsiniz.
1976 Çankırı kütüklü, Ankara doğumlu Halil Kargulu Gönlünü, yüreğini ve beynini işine adamış, vasatı, küçük dükkancı düşünceleri değil, çalıştığı işlerde hep en iyi olmayı hedeflemiş ve bunun mücadelesini vermiştir. Düşlediği her şeyde başarıya ulaşabilmek için, günlük ve anlık çalışmalarında hedefe uyumlu olmaya gayret etmiş genç, girişimci ve araştırmacı bir kişilik olarak, gerçekleştirdiği zayıflama programlarıyla, sağlığından ödün vermeden, dünyanın en hızlı ve farklı sürelerde en çok zayıflayabilen ünvanını hak edecek sonuçlarla, Guinness Rekorlar Kitabına 67121 başvuru ve 62787 üyelik numarası ile adaylık kaydını yaptırmış, idealist ve araştırmacı bir kişiliktir.

İmkansız Henüz keşfedilmemiş olandır ve asla imkansız değildir!!! H.K.

Bu güne kadar gerçekleştirdiğim bazı çalışmalarımın temelinde sabır, azim, cesaret, bilgi, kararlılık ve genelden farklı olarak değişik düşünebilme yeteneği mevcut olup, bu temel unsurlar bir araya geldiğinde, inanması güç ve imkansız gibi görülen bazı gerçekler ortaya çıkmaktadır. Tamamlanan başarılı sonuçların gerçek sebebi benim, hormonel yapımın farklı özellikler taşıyor olması değil, kendime olan inancımla, kullandığım değişik metot, ürün ve yöntemlerle, düşündüklerimin gerçekleşmesi için sürekli çaba göstermiş olmamdır. Yoksa zayıflamak için farklı, özel bir metabolizmaya sahip değilim. Benim tek farkım çalışmalarım, araştırma ve gözlemlerimdir. Bir şeyi ancak ve ancak kendime ispat edebildiğim de, oldu kabul ederim. Kendime olan inancım, başka herşeye ve herkese olan inancımdan kuvvetlidir.

Kendi özgeçmişinde tıp bilimi ile ilgili hiçbir eğitim almamış, uzman olmayan, hatta doktor bile olmayan birinin bunu nasıl başarmış olabileceğinin, çok tartışma götürür bir konu olduğunun farkındayım. Ama günümüzde, hayatı boyunca kilo problemi yaşamak zorunda kalmış insanların büyük bir çoğunluğu, emin olun bir uzman kadar zayıflama bilgisine sahiptir. Hatta hiç kilo problemi olmayanlar bile, gerek sevdiklerinin bu sorunu yaşıyor olmasından gerekse medya kanalı ile bir dolu bilgi aktarabilcek düzeydedir. O halde konusunda uzman bu kadar insan varken, hatta kilolu yada zayıf, herkes bu kadar bilgi sahibi olmuşken neden dünya hızla şişman bir toplum olmaya doğru gidiyor? İşte kilit soru da bu olmalı zaten. Demek ki bir şeyler yanlış biliniyor, yanlış aktarılıyor ve yanlış yönlendiriliyoruz. Ve tüm bu yanlışları, bizler de birbirimize aktarıyor ve çözümsüzlüğe bir çok aday daha kazandırıyoruz.

Çocukluğumda, çok sevdiğim bir ablamız, bana dev boyutlarda bir silgi armağan etmişti. Üzerinde ‘BÜYÜK HATALAR İÇİN’’ yazıyordu. Ve bana ‘’ Bunu sana derslerini yaparken oluşan yanlışlarını sil diye vermiyorum. Bunu sana, hayatında karşına çıkacak hataların her zaman çok küçük ve basit olamıyacağını, tekrarlandıkça büyüyerek devleşeceğini unutma diye veriyorum. Ve gün gelecek, senin de üzerinde büyük hatalar için yazan, dev bir silgiye ihtiyacın olacak, işte o zaman hata ne kadar kocamansa, o kadar kocaman da bir silgi olabileceğini hatırlayacaksın.’’ Demişti. Bu çocukluğumda aldığım en güzel hediye ve derslerden biriydi. Yanlış ne kadar büyümüş olursa olsun, bir yerlerde büyük silgiler yaratanlar da mutlaka olacaktı ve ben de, her zaman o vizyon sahibi insanlardan biri olmak istedim.

Farklı düşünebilmek, farklı algılayabilmek, olaylara farklı gözlerle bakabilme özelliğimle, çalışmalarımda uygulanabilirlik yaratabilmeyi kendime ilke edindim. Ne yaparsam yapayım, ama her yaptığım iş de en iyi olma azmi ile hayatıma yön verdim. Zayıflama çalışmalarımda da bunun için bu kadar kararlı ve başarılı oldum. Çünkü çoğu insanın göremediğini, sistem dışında biri olarak, sistemi çok daha derin ve çok daha farklı analiz edebilecek bir inanç ve azimle değerlendirmekteyim.

Bu konuda gerekli eğitimleri almış, konusunda uzman olan insanların, çalışmalarımı değerlendirmesi ve destek olmaları gerekirken ’Biz 7 yıl boşuna mı okuduk’ diyerek çözüme ulaşmış insanları yok farz etmelerini şüphe ile karşılıyorum. Ve onlara asla mümkün olmayanı başarmış, yürekleriyle, inançlarıyla, bağımsızlıkları için mücadele ederek kazanmayı öğretebilmiş bir liderin sözleriyle cevap vermek istiyorum.

‘’ FİKİRLER CEBİR VE ŞİDDETLE, TOP VE TÜFEKLE ASLA ÖLDÜRÜLEMEZ.’’ Mustafa Kemal ATATÜRK

Bazı insanlar değil 7 yıl, 70 yıl eğitim alsalar da, imkansızı başarmış bir halktan, bir ulustan geldiklerini unutacaklar gibi görünüyor. Turgut Özakman imzalı ‘’Şu Çılgın Türkler’’ kitabını ilk okuduğumda bundan daha çok yakışan bir kitap ismi olamaz diye düşünmüştüm. Yüreğiyle, inancıyla, cesaretiyle, boyun eğmezliğiyle, hürriyete ulaşabilen samimi, sıcak, biraz deli dolu, biraz başını her taşın altına koyan, biraz da, akıl almaz gözü kara cesareti olan bir halktık biz ‘’ Şu Çılgın Tükler’’ . Ve ben de böyle bir ulusun evladı olmaktan bir kez daha gurur duymuştum okurken. O halde beni eleştirecek, topa tutacak olan herkese zaten kendimi anlatmış oluyorum, kimliğim de Türkiye Cumhuriyeti yazarken.

Evet ben de imkansızı başarabilirim, evet ben de bir Çılgın Türk’üm işte.

Kaldı ki bazı insanlar matematiğin gizemlerini, bilimin yalın gerçekliğini keşfedebilmek için yüksek okullara giderler, yıllarca eğitim alırlar. Ancak ve maalesef kendi beyinlerinin nasıl çalıştığını, ne kadar etkin olabileceğini öğrenmekten ısrarla kaçarlar. Galileo dünya yuvarlaktır dediğinde bir cerrahtı ve bunun için işkenceye uğradı, Edison ampülü geliştirirken, yakınları tarafından toplumla ilgisi olmayan bir anti-sosyal olarak suçlandı. Yaratacılık baltalanırken, genel olanın uyuşukluğu ve tüketiciliği ön plana çıkarıldı.

Bireyci va yaratıcı olma konusunda, felsefesine hayranlık duyduğum Amerikalı yazar Ayn Rand ‘in ülkemizde ‘’ Hayatın Kaynağı’’ ismiyle yayınlanan ‘’ The Fountainhead’’ adlı bir kitabından küçük bir alıntı yapmak istiyorum.

‘’Yaratıcının temel ihtiyacı, bağımsızlıktır. Mantık yürüten zihin, herhangi bir tür zorlama altında çalışamaz. Kısıtlanamaz, feda edilemez, başka amaç ve düşüncelere boyun eğemez. Gerek işlerlilikte, gerekse amaçta, tam bir bağımsızlık ister. Bir yaratıcı için, insanlarla olan ilişkilerinin tümü ikinci plandadır. İnsanlara en yüce sevabın, başarmak değil, vermek olduğu öğretilmiştir. Oysa insan yaratılmamış bir şeyi veremez. Yaratıcının ihtiyaçları, ilerde yararlanacak herkesin ihtiyacından önce gelmek zorundadır. Oysa bize, kendi üretmediği hediyeleri dağıtan adamı, o hediyeleri mümkün kılandan daha çok takdir etmek öğretilmiştir. Bir yardım, bir hayır olayını överiz. Bir başarı karşısında, omuz silkip geçeriz. Oysa yaratıcı, farklı görüşteki adamdır. İnsanlara akıntıyla birlikte yüzmenin iyi olduğu söylenir. Yaratıcı ise akıntıya karşı yüzen adamdır. İnsanlarla bir arada durmanın bir sevap olduğu öğretilir. Ama yaratıcı tek başına duran adamdır. Tarihin başlangıcından bu yana, iki hasım her zaman karşı karşıyadır. Biri yaratıcı, diğeri elden düşmecidir. İlk yaratıcı tekerleği icad ettiği anda, ilk elden düşmeci buna tepki göstermiştir.’’

Ayn Rand’ benimde yüksek sesle tekrar haykırdığım gibi der ki ’Eğer insanlar kendi mahvoluşlarının kaynağını anlarlarsa, eğer insanlar kendilerini mücadelelerinden en büyüğüne, AKLIN MUTLAKLIĞI mücadelesine adarlarsa ve eğer insanlar ’ insan aklı üzerine olan her türlü zalimliğin ilelebet düşmanı ’ olmaya karar verirlerse 21.yüzyıl bir kez daha bir şansa sahip olacaktır. Eğer akılcı insanlar isyan etmezse, eski-yeni mistikler kazanacaktır.’

Konumuza dönmek gerekirse, bugün bilimsel gerçekler adı altında bize dayatılan, işe yaramaz yöntemleri ve bu zayıflama-ma kısır döngüsünü savunanlar, yaratıcı farklılığını ortaya koymuş bireylere saldırırken, ellerindeki silah aşağı yukarı hep aynı olmuştur. ‘’ Dengeli, sağlıklı ve bilimsel yolla zayıflama’’ gibi bir sözle başlayan her cümle, her zaman hedefi bulan etkin bir silahtır. Bu uzmanların, kendi aralarında bile benimsedikleri teoriler, çoğu zaman taban tabana zıttır. Ama hepsi de, en dengeli, en sağlıklı ve en bilimselinin kendi teorileri olduğunu iddia ederler. O halde çok kullanılan bu toplumsal silahı biraz tersine çevirmek gerekiyor. Sayın İlgililer, dengeli ve sağlıklı olma söylemlerini lütfen bunları yaşayan bizlere, sıradan vatandaşa bırakın ve bilimsel olma yönünde araştırmalar yapın. Bilim adamı, bilimsel ifadelerle en iyi hitabeti yapan, söz söyleme sanatı uzmanları değil, araştıran, gözlemleyen, bulan, geliştiren ve çözüm üreten insanlar olmalıdır. Halk arasında ‘’ Taş taş üstüne koymak’’ diye bir deyim vardır. O halde lütfen mevcut taşları övmeyi ya da yermeyi bir kenara bırakalım, ve biraz da taş taş üstüne koyalım. Korkarım ki , sizler söz sanatında uzmanlaşırken, benim gibi çözüm üreten araştırmacıların sayısı ve farklılıkları her geçen gün daha da artacaktır.

Unutmayın ki bizler ‘’ Şu Çılgın Türkleriz.’’

Benim Kilo problemi ile tanışmam, birçoklarımız gibi estetik kaygılar ya da sağlık sorunları dolayısı ile yaşananlardan kaynaklanmadı. Geçmişte kilo ağırlığına dayalı müsabakaları olan bazı Uzakdoğu sporları ile ilgilendim. 1.70 boy, bir gram bile fazla yağı olmayan çok fit ve ideal kilomda, atletik biri olarak 64 kiloya sahipken, rakiplerime karşı avantaj sağlayabilmek için kısa sürelerde 10 kilo kadar zayıflayıp 54 kiloya kadar düşerek, iki siklet alt müsabakalara katıldım. Bu süreçlerde, çok güçlü, kesinlikle halsiz, bitkin kalmadan, ayakta durabilecek ve müsabakalarda maksimum performans ile çok enerjik kalacak, başarılı olacak bazı yöntemleri araştırdım. Ve bu yöntemlerle 1996 yıllarında ciddi sonuçlar almış bir araştırmacı olarak, hızlı ve sağlıklı zayıflama konusundaki ilk deneyimlerimi o günlerde yaşamış oldum. Sonraki süreçlerde araştırma ve gözlemlerimi sürekli geliştirerek çalışmalarıma devam ettim…

Araştırma ve çalışmalarımda, performans odaklı içeriklere yoğunlaşarak, kişinin zihinsel, sinirsel, fiziksel ve duygusal performansını maksimum seviyeye çıkartmak için gerekli analizlerle, hedefe uyumlu olmak için çaba gösterdim.

Bu gün uygulanan zayıflama programlarında bir süre sonra yaşanan, halsizlik, bitkinlik yorgunluk gibi olumsuz etkileri pozitife dönüştürebilen içerik ve uygulamalarla zayıflama sürecinin en rahat ve en uygun şekilde geçirilebilmesini hedefledim. Performans odaklı çalışmalarımda dikkat ettiğim en önemli hususlardan biri, her zaman sadece fiziksel performans ile ilgili değildi. Aynı zamanda bir bütünün tamamlayıcıları olan sinirsel, zihinsel, duygusal ve fiziksel performansı maksimum seviyeye çıkarmak, fiziksel ihtiyaçların doğru ve sağlıklı tercihlerden giderilmesi, vücudu hep güçlü tutmak ve yıpratmadan ihtiyaçlarını karşılamak üzere, hislerimizi kontrol altına almak gerçek hedefim olmuştur..

Bütün bu araştırmalar esnasında, çevreme daha dikkatli gözlerle bakmaya başladım. Bir çok insanla konuştum, bir çok insanın kilo verme savaşını izledim. Arada kilo verenler de oldu. Tıpkı lotodan büyük ikramiye çıkmış gibi seviniyorlardı. Ve 10 kilo verip, 10-15, hatta 20 kilo aldıktan sonra ‘’ Özür dileriz büyük ikramiye sizin bilete çıkmamış, faizi ile geri almak zorundayız’’ diyordu sistem sanki. İnsanların ruhen ve bedenen çöktüklerini ve her çöküşte de daha büyük bir tuzağa doğru çekilmeye başladıklarını gördüm. İşte o zaman ‘’Büyük Hatalar İçin’’ yazan silgimi çantamdan çıkardım, sistemin tam da üzerine koydum ve şimdi silmek zamanı dedim…

Henry Davit THOREAU’ da ifade ettiği gibi, ’İnsanlar başarmak için doğarlar, başarısızlık için değil.’ İşte bu söz benim gerçeğim, yaşam felsefem, hedefim ve inancım olmuştur.

Şunu herkes çok iyi bilmelidir ki zayıflama ile ilgili farklı programlarımda ki amacım sadece günü kurtarmak, birkaç kişiyi mutlu etmek değil, önce kendimden başlayarak kendimi!, insanların her yıl daha fazla şişmanlamasına neden olan sistemi ve beynimize kazınmış bazı ön yargıları, kemikleşmiş inanışları yıkarak, zihnimizi özgürleştirmektir. Bugün, bildik bütün diyetlerin yutturmaca olduğunu , diyet kavramının, ve her türlü diyet listesi yazanların yaklaşık aynı standart ifadelerini ve benzer diyet kavramlarını
dayatmacı zihniyetin ürünü olarak, sistemin komple aldatmaca olduğunu düşünüyorum. Bu konu ile ilgili bazı bilgileri deşifre ederek, bu uğurda gerekirse kendimi, bir başıma çıkar sektörünün önüne atmaya kararlıyım. Her ne kadar Bazı dinozorlarla uğraşmak, ve önyargıları kırmak gerçekten çok zor ve zaman istese de…

Bizleri bir kenara bırakırsak, bu kitap içinde okuyup dehşete düşeceğiniz gibi, 10 yaşında 12-15 yaşında gençlerimizin, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın, yarınlarda mutlu, güçlü ve sağlıklı bireyler olmalarını engellemeye kimsenin hakkı yoktur. Ben kendi adıma üstüme düşen sorumluluğu yerine getirmeye kararlıyım.

Günümüzde Amerika’da, her yıl 50 milyar dolarlık diyet ve zayıflama ürünü satan firmalar, şişman insanları iradesiz, tembel, obur ve zayıf kişilikli insanlar olarak lanse etmektedirler. Bunu kullanarak da özel zayıflatıcı besin ve ürünler verilerek, ancak dışardan yapılan müdahalelerle sağlıklı kalabileceklerine inandırmaya çalışmaktadırlar. Asıl istenense Zamanımız, enerjimiz ve maddi olanaklarımızdır.

İşte bende! bu düşünce ve görüşlere şiddetle karşı çıkarak, çok ciddi bir araştırma yapmaya karar verdim.

Çalışmalarımda hiçbir kimyasal madde kullanmadan, ‘’ yaklaşık % 100’’ doğal, gıda, ürün, ve yöntemlerle, insan potansiyelinin maksimum sınırlarını, kendi adıma belirlemek için, noter huzurunda , şahitli ve resmi belgeli bir çalışma yaptım. 2002 yılında, ilk olarak 10 günde 15 kilo ve 17 cm belden incelme, devamında 1 ayda mevcut vücut ağırlığımın % 25’inden fazlası olan 24 kilo ve 27 cm, toplamda da 37 cm belden incelme gerçekleştirdim. Tezlerimi daha da sağlamlaştırmak için bunlar benim için yeterli değildi. 13 ekim 2003 tarihinde , bir günde, yani 24 saatte de, vücut ağırlığımın %10’una tekamül eden, yaklaşık yedi (7) kilo zayıflamayı başararak, pek çok insanının, düşünde bile hayal edemeyeceği imkansızı gerçekleştirdim. Bu çalışmalarım, özel televizyon kanalların ana haber programlarında ve diğer farklı yapımlarda kameralarca yerinde ve zamanında tespit edildi, noter ve şahitler huzurunda tescil edildi. Üstelik son derece enerjik olarak ve sağlığımdan hiç bir ödün vermeden. Ve böylece Guinness rekorlar kitabına başvurdum, bu şekilde aldığım sonuçlarla birinci bölüm çalışmalarımı başarı ile tamamlamış oldum.

Sağlığımdan hiçbir ödün vermeden, bir günde yedi kilo zayıflamayı başarmak gibi ciddi sonuçlar varken, hala bu sonuçları, bir takım yüklemeler veya akla mantığa gelmeyecek manasız ifadelerle açıklamaya çalışmak biraz önyargılı olmuyor mu sizce de? Program öncesinde ’su’ yüklemesi yaptığım , hatta ikiz kardeşimin bile olabileceğini ifade ettiler. 37 cm lik belden incelmenin su veya farklı yöntemlerle açıklanamayacak kadar imkansız olduğunu, bilimsel gerçekliliğini göremeyen, sadece hiçbir şey üretmeden her şeyi eleştiren kör zihniyetler her zaman olacaktır zaten….

Üstelik bırakın kilo vermemi kolaylaştıracak her hangi bir yüklemeyi, tam tersine, söz konusu gün herşey nerde ise benim aleyhime çalışıyordu. 19 mayıs Ismet Iraz spor tesislerini, bedelini ödeyerek kendi imkanlarımla ben kiraladım. Konukların, kameremanların, şahitlerin ikramlarına kadar her türlü düzenlemeyi kendim üstlendim. Gün içinde yaptığım basın açıklamalarından tutun da, düzenlemelere kadar, bir dolu şeyle ilgilenmek zorunda kaldım. Tüm bu koşturmacaları bizzat kendim üstlenmiş olduğum için kameralar önünde, noter huzurunda tartıya çıktığımda, programa mevcut kilomdan bir kilo eksik başlamak zorunda olduğumu gördüm. O nedenle, bir günlük sürede vermiş olduğum yaklaşık 7 kilonun ne kadar kıymetli olduğunu siz tahmin edin artık.

Program tamamlandığında verdiğim kilo 6.6 kilogramdı. Aslında bu benim uygun koşullarda olsaydı 7.5 kilo kadar vermem demek olacaktı. Maalesef ki herşeyi kendin yapmak zorunda olduğunda bütün bunları düşünecek zamanım yada imkanın olmuyor. Üstelik programa başlamadan önce Ankara’daki neredeyse tüm özel hastaneleri ve en büyük laboratuvarlarla konuşarak dosyalar vererek, bu çalışmalarımı yerinde tespit etmelerini, sağlıklı veya değil yaklaşımını, kimseye söz bırakmadan, yapacakları inceleme ve testlerden sonra gerçeklere göre kesin hüküm vermeleri için her türlü fırsatı önlerine koydum. Ama gördüğüm manzara çözüm üretmek için değil, çözüm yolarını kapatmak için uğraşan bir zihniyetti!!! Ne korkunç !!! Böylesine zorlu bir süreç ve herşeye rağmen başarılı bir sonuçtan sonra gelinen noktanın, su yüklemesi veya ikiz kardeşimin olduğu gibi korkunç ifadelerle değerlendirilmesi, sadece at gözlükleri ile dünyaya bakmak ve büyük bir haksızlık yapmak demektir. Eğer seçim yapmam gerekirse, oturduğum yerden gözümde at gözlükleri ile ahkam kesen biri olmaktansa özgür, güçlü ve daima kazanan bir at olmayı tercih ederim ben .

İnsanoğlunun, her türlü sıkıntı, stres ve zorluğa karşı koyabilecek, mükemmel bir tasarım, donanım ve kabiliyette yaratıldığına inanıyorum. Dışarıdan farklı kurtarıcılar peşinde koşmak yerine, kendi dinamiklerimizi harekete geçirerek, bize bahşedilen düşünme, akıl, şuur ve öğrenme yeteneklerimiz gibi, mevcut durumumuzun farkına vararak, gerekli araştırma ve çalışmalarla, kendimizi geliştirmeli ve değiştirmeliyiz. Uyguladığımız yöntemlerin işe yaramadığını gördüğümüzde de yılmamalı, işe yarayacak şekilde, mutlak sonuca ulaşıncaya kadar, acele ve peşin hüküm vermeden, davranışlarımızı ve kendimizi değiştirmeye devam etmeliyiz.

Bir yerlerde büyük hatalar hep olacaktır ve bizimde büyük hatalar için silgilerimiz olacak…. Ve sileceğimiz her hatanın altından büyük doğrular çıkacak…

’’ Bir insanı sevmekle başlayacak her şey ‘’ demiş ozan.

Ben de ‘’ Kendine inanmakla başlayacak her yeniden doğuş’’ diyorum….

Halil KARGULU

son yorumlar: